Macbook Pro ve Mac OS X ile Teknolojiyi En Üst Düzeyde Yaşayın!

1999-2000 Yıllarında başlayan Windows serüvenimi tam olarak 07.07.2015 tarihinde sonlandırdım, nasıl yaptın derseniz gittim ve kendime hep hayalimde olan fakat ben Windows‘tan başka bir şey kullanamam diyipte almayı ertelediğim cihaz olan Retina Macbook Pro satın aldım. Aslında satın almadan önce 1 haftalık bir süreç yaşadım, onu sizlere anlatayım.

 

İlk önce kendimi Windows‘tan başka bir işletim sistemi kullanabileceğime inandırmam lazımdı, o yüzden eski Samsung notebook‘um üzerinde SSD‘de 40GB boyutunda bir bölüm ayırdım ve içerisine bir Linux dağıtımı olan Ubuntu‘yu kurdum. Çünkü internette araştırdığım kadarı ile Linux kullanan Macintosh‘ta kullanabileceği yöndeydi. 1 hafta boyunca Ubuntu kullandım, bir dosya indireceğim zaman ya da kurulum yapacağım zaman Terminal üzerinden kodlarla yapmak çok hoşuma gitti, sonuçta yıllardan bu yana kodlar ile haşır neşir birisiyim. Neyse 1 hafta boyunca Ubuntu kullandım ve ciddi anlamda çok hoşuma gitti, Windows‘u hiçbir şekilde aramadım, önceki zamanlarımdaki gibi Windows üzerinde çalışabilecek bir programa da ihtiyacım yoktu. Linux bana hem görsellik hem de hız açısından çok güzel gelmişti. Linux böyleyse, Mac OS X nasıldır ya diyerekten gittim ve kendime Retina Macbook Pro satın aldım. 13.3″ olan ve 256GB SSD‘ye sahip olan bir modeli tercih ettim. Başlarda 128GB‘ın bana yetebileceği düşüncesindeydim fakat iyi ki 256GB almışım. Aslına bakarsanız şuan bile 200GB boş alanım var, fakat doldu dolacak ha bitti ha bitecek diye bir derdim yok. Bir tane de Samsung M3 Portable 1TB HDD aldım, ben aldığımda 146TL civarındaydı şuan zam gelmiş sanırım. Taşınabilir Hard Diskimin 800GB‘ını normal depolama alanı olarak 200GB‘ını da Macbook’umun kendini yedeklemesi için Time Machine’e ayırdım. Depolama için hiçbir sıkıntım yok şuan, sonuçta film ya da dizi arşivi yapan birisi değilim, 1250GB alan bana artıyor bile. Şimdi Macbook ve Mac OS X‘in beni etkileyen temel olaylarını anlatıp yazımı sonlandırıyorum.

 

Ekran Resmi 2015-09-21 21.57.43
 

Gelelim Macbook’ta nelerin beni büyülediğine:

1- Kesinlikle tasarımı, kutuyu açtığım anda “OHA ABİ BU NE” dedim. Eski notebook’um da 2 sene öncesinin teknolojisine sahip olmasına rağmen Macbook‘u görünce ağzım açık kaldı, incecikti ve tamamen alüminyum kasa olduğu için elime aldığımda dandik plastik hissi değil de sapasağlam bir silah tutuyormuşum gibi hissettim.

 

2- Kesinlikle ekran kalitesi, 720P ekrana bakmaktan gözlerim bozulmuş yemin ederim. Retina ekran’a bakınca ağlamak geldi içimden abi şu netliğe, şu canlılığa, şu renkliliğe bakar mısın ya diye düşünerek. Retina ekranı 1 hafta kullandıktan sonra TV‘de bile pixeller gözüme çarpmaya başladı. En son eski Notebook’umu açmam gerekti ve açtım, onun ekranı bana resmen çamur gibi ve çok eski görünüyordu. Nasıl bakmışım ben buna demeye başladım hatta.

 

3- Mac OS X tasarım açısından beni çok tatmin etti, tamamen kullanıcı odaklı, her şeyin kolayına kaçılmış bir işletim sistemi. Aradığınız uygulamalar Launchpad adı verilen tek bi çatı altında bulunuyor. Tek eksik yönü pencere yönetimi, Finder denen şey bana çok geride kalmış göründü. Windows‘un pencere yönetimi ve Explorer‘ı Finder‘a 10 atar bunu açıkça söyleyebilirim.

 

4- Taşınabilirliği harika, elinizde bir kitap gibi taşıyabiliyor, masadaysanız ve koltuğa geçmek istediğinizde sadece Magsafe 2 adı verilen, ucu mıknatıslı olan sarj adaptörünü çıkararak direkt oturup dizlerinize koyabiliyorsunuz.

 

5- Şarj süresi evet evet, sanırım bu özellikte beni benden alıyor. Abi bir bilgisayarın şarjı 8 saat gider mi ya? Gitmez demeyin, film izlemezseniz 8 saat gidiyor. Ve bu mükemmel bir şey.

 

6- Trackpad, yani bilgisayarınızın üzerindeki parmak hareketlerinizle kullandığınız mouse. Tamamen Mac OS X‘i en üst düzeyde kullanmanız için tasarlanmış bir Trackpad bu. 4 parmak yukarı kaydırıyorsun açık programlarının sayfaları önüne geliyor, 2 parmakla sola çekiyosun web tarayıcında bir önceki sayfaya gidiyor. Tıpkı bir telefon ekranında zoom yapar gibi parmaklarınızı ayırdığınızda ekrana zoom yapıyor ve daha bir çok özelliği var. Kesinlikle mouse kullanmayı unutturacak bir teknoloji.

 

7- Stabilite denen şeyi çok iyi başarmışlar. Mac‘im de eski Notebook‘um da her ne kadar SSD olsa da eski Notebook‘umda Android Studio ve Adobe Photoshop CS6 yaklaşık 30-40-50 saniye arasında açılıyorken, Mac‘te ikisine aynı anda tıklıyorum ve ikisi aynı anda 3-4 saniyede hazır oluyor önümde. Ve o kadar işlem yaptığım halde hiçbir fan sesi duymuyorum, fan sesi duyduğum 2 şey var. Birincisi flash içerikli siteler, ikinci ise donanımhaber. Nedendir bilemem donanımhaber forum’a ne zaman girsem cayır cayır fan çalışıyor tabi 6-7 sekme açtığımda oluyor bu.

 

8- Ses kalitesi aşırı mükemmel, Spotify kullanıyorum genelde ve açtığım şarkılar ile Macbook‘umdan sanki 5+1 ses sistemi varmış gibi kaliteli ve yüksek bir ses çıkıyor. Bu da beni haliyle çok memnun ediyor.

 

9- Klavyesine de ciddi anlamda hayran kaldım, gerek alttan aydınlatması olsun gerekse F1 F2 F3 F4 vb. tuşlara eklenmiş olan fonksiyonlar işleri tamamen kolaylaştırma amaçlı. Klavye ve ekran aydınlatmasını açıp kapatma, ne bileyim diğer F tuşlarıyla Spotify ya da destekleyen diğer müzik programlarında müziği durdurma devam ettirme, değiştirme özelliği cidden hayatı kolaylaştırıyor. Apple işi biliyor arkadaş.

 

 

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz görüntülenmeyecektir.*